Sayfalar

09 Ekim 2025

Yağmurun Ardındaki Utanç: Selçuklu Parkı'ndan Yansıyan Hüzün


9 Ekim 2025, Çarşamba. Sabahın erken saatleri. İstanbul'da, Küçükçekmece'nin Halkalı semtinde, her zamanki iki saatlik yürüyüş rotamdayım. Hava, sonbaharın o ince, hafif serin yağmurunu usulca indiriyor. Bu rotayı seviyorum; Orhan Cemal Fersoy Anadolu Lisesi'nin yanından başlayıp, Selçuklu Parkı'na doğru uzanan, sağında solunda anaokullarının, az ilerisinde ise Halkalı Yüzme Havuzu'nun bulunduğu, tam anlamıyla bir sosyal yaşam alanı burası.

Bu saatlerde parkta her yaştan insanı görmek mümkün. Kimisi tempolu yürüyüş yapıyor, kimisi egzersiz aletlerinde güne zinde başlamanın peşinde. Ve şunu biliyorum ki, biz henüz yürüyüşe başlarken Belediye temizlik emekçileri sabahın ilk ışıklarında burayı temizlemek için büyük bir çaba harcıyor. Onların emeği sayesinde park gün boyu kullanılabilir kalıyor.

Yürüyüş boyunca en sevdiğim mola noktalarından biri olan kamelyalara vardığımda, yağmurdan korunmak için duraksadım. Ve gördüğüm manzara, ne yazık ki temizlik emekçilerinin çabasına rağmen gün içinde ortaya çıkan bir hayal kırıklığı tablosuydu.




Kamelya masaları ve çevresi tam bir çöp yuvasına dönmüştü.

Görseller her şeyi net bir şekilde anlatıyor:

  • Masaların üzeri ıslak ahşabın üzerinde yapış yapış olmuş yiyecek ambalajları, boş içecek kutuları ve dökülmüş artıklarla dolu.

  • Bankların hemen yanı ve parke taşları, sanki birileri piknik sepetini olduğu gibi devirmiş gibi. Plastik poşetler, pet şişeler ve gazete kağıtları etrafa saçılmış durumda.

  • Oysa hemen girişte ve çevrede, çöplerimizi kolayca atabileceğimiz standart çöp kovaları yeterli sayıda bulunuyor. Buna rağmen çöplerin çoğu kutunun yanına, hatta bile bile yere atılmış.

Bu parkın, özellikle çevresindeki lise öğrencileri ve genç nüfus tarafından yoğun olarak kullanıldığını biliyorum. Burası, onların sosyalleşme, dinlenme ve ders molası verme noktası.


Peki o zaman ne oldu bize?

Bu tablo, bize sadece kamelya masaları ve çevresinin kirli olduğunu göstermiyor. Aynı zamanda ortak yaşam alanlarımıza, doğaya ve en önemlisi sabahın köründe bu parkı temizleyen emekçilere olan saygımızın ne kadar zedelendiğini gösteriyor.

Birkaç adım ötedeki çöp kutusuna atmaktan aciz olduğumuz o küçük çöp, aslında ortak sorumluluk bilincimizin nerede başladığını sorgulatıyor. Gencecik insanların oturduğu masanın ve çevresinin bu halde kalmasında bir beis görmemesi beni derinden üzdü. Burası, sadece onların değil; anaokulu çocuklarının oyun oynadığı, ailelerin nefes aldığı, sporcuların antrenman yaptığı bir sosyal yaşam alanı.


En Büyük Sorumluluk Kimin?

Belediyemiz temizliğini yapıyor, yeterli çöp kovaları da mevcut. Geriye tek bir şey kalıyor: Bireysel sorumluluk.

Unutmayalım ki, bir yaşam alanının temizliği, orada yaşayanların karakterini yansıtır. Yağmur damlalarının yıkayamadığı bu utanç lekeleri, maalesef vicdanımızda kalmaya devam ediyor. Herkes kapısının önünü temiz tutsa, tüm şehir parlar. Biz de oturduğumuz masanın etrafını temiz bırakmayı bir alışkanlık haline getirmeliyiz.

Umarım bir sonraki yürüyüşümde, o kamelyalar temizliğin getirdiği huzuru yansıtıyordur, çöp yığınının kötü kokusunu değil.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder